güneşmavinin öyküsü yoktur; ve gökkuşağının yedi rengi.


Wednesday, October 21, 2009
bullshit hayatım, hepsi de.

Love; I hope we get old,
I hope we can find a way of seeing it all.
Love; I hope we can be,
I hope I can find a way of letting you see
That I'm so easy to please, so easy.
Love; I hope we grow old,
I hope we can find a way of seeing it all.
Love; I hope we can be
I hope I can find a way of letting you see
That I'm so easy to please, so easy.

böyle anlaşıcaz bundan sonra. sadece şarkı sözleriyle.
ne sandın, hayalgücümün de bir sınırı var dev aynasında.

her neyse, mevsim çok fena değişiyor üzerimde, o yüzden çok da gelme üstüme, canlı şurubu yok. ses var, görüntü yok, bir türlü.

Posted at 11:47 pm by elphinya
tek yazan ben değilim.  

All love can be, Charlotte Church.

I will watch you in the darkness
Show you love will see you through
When the bad dreams wake you crying
I'll show you all love can do
All love can do

I will watch by the night
Hold you in my arms
Give you dreams where no one will be
I will watch through the dark
Till the morning comes

For the lights will take you
Through the night to see
All love, showing us all love can be

I will guard you with my bright wings
Stay till your heart learns to see
All love can be

 

bu, o filmden... hatırlanmaz, doğaldır. ama biz, biliyoruz.
hey,the beautiful mind. haftasonuna, şerefe...

Posted at 12:10 am by elphinya
tek yazan ben değilim.  




Sunday, October 18, 2009
çünkü öyle.

iyileşince gel, diyorlar. tamamen iyileşince, bunu ihtimal verebiliyor musun, sen söyle. sivri köşeli, altı yüzlü bir küp, ellerinde benimle oynayıp, karmaşık renklerimi birbirinden ayırabilecek misin benim? iyileşir miyim? kulak tıkaçlarımı bir kenara atıp, sırtımda çantamla dönerim geri o vakit. 

olması gerekenin yanında, yüzük parmağımda başka bir halka var, komik hayvan resimli beyaz bir yara bandından. bakıp bakıp gülüşüyoruz üstündeki şirin timsahla. parmağımı o ısırdı da...

damien rice şarkıları dinleyip kendimi parça parça köpeklerin önüne atasım geliyor. onlar sürüleştikçe biz daha da bir yalnızlaşıyor, içimize kapanıyoruz. melodiler ıslanıp da daha bir ağırlaşıyor sanki sonrasında da.piyanodan notalar ağır, yavaş, tok akıyor, gövdemizin tam ortasına çörekleniyor, koyulaşıyor orada.

sen,gün sayıyorsun değil mi şu sıralarda? ben de öyle... balonları bırakmak için ellerimden.

Posted at 10:52 pm by elphinya
içinde kalmasın  




Saturday, October 17, 2009
kiralık mı, yoksa satılık mı?

ben, sen gittikten sonra da oturdum merdivenlerde. sen, belki de kendi ayak seslerinden duymadın benim gitmediğimi, kafanda senin ayak seslerinin yansımasını bana yükledin, benim sandın. ya da beni yalnız bırakarak cezalandırmak istedin. veya sen yalnız kalmak istedin. bilmiyorum. ama ben, seninle yalnız kaldım o çalının çaprazındaki basamakta, kendi yerimde, solda. sensiz seninle konuştum, senin ruhun duymadı. o kadar ışığın, insanın, arabanın, kuğunun, alkol filtresinin içinden geçtikten sonra, başkalarının varlığının filtresinden geçemeden, huzursuzlukta kaldık. başka gözlükler istemiyorum ben. sen de gözlüklerini değiştir istemiyorum. ben gözlüklerimden memnunum. bana ne diğerlerinin meraklarından, doymaz magazin iştahlarından? susmasan keşke. o kadar cümlenin üstüne , susmak, rahatça, kötü değil, iyi bile bazen; ahududu sosu gibi tatlının üstüne. ama artık anla şunu, ne kadar ve neden sustuğunu az çok hissedebilir durumda değil miyim? kanatlarımı sırtıma sen takmamış mıydın? ben, ağzımdaki ince borudan rengarenk balonlar ve çiçek tozları da üflüyorum, ucu sivri iğneler de. seninki nerede?
birinin giderim dediğinde gitmeyeceğini bilmek çok güzel bir duygu. içinden gitmedin belki, ama merdivende oturduğun yerde de bana cevap vermedin.
bilemedim ben. o yüzden, dökündüm durdum. sen de dökünürsün sandım, ama adresinden taşındığını söylediler , az önce.
ben de yastığa gömdüm yüzümü.
p.

Posted at 9:14 am by elphinya
içinde kalmasın  




Thursday, October 15, 2009
how low were you willing to go?

"sıcak.sıcak. her adım daha sıcak."
"daha yavaş adım atabilirsin."
"biliyorum. ama o daha çok yoruyor, yoruyor işte!"
"hırkanın gıcık tüyleri ensemi ısırıyor."
"çıkaramam. üşütür ve ölürüm o zaman."
"ah, nefret ediyorum senden."
"hepsinden işte. saat kaç oldu bak. ne çabuk ama."
"bu şarkıyı hatırlıyor musun? hatırlama... öylesine dinle bence. değişkenlerini farklı seç mesela."
"terliyorum, yine terliyorum. yine. bıktım bundan. üşümek mi istiyorum acaba?"
"belki de çok fazla sarmalıyorsundur beni... çok fazla örtüyorsundur. sıcaksın çokça. herkese."

"belki de ben çok fazla mesafeliyim. tüm sorun bu mu?"
"neden bitmiyor bu şarkı?"

kendi terimin içinde ve terin çok ardındaki başka sebeplerde boğulurken, önümdeki geniş alanda, tanıdık bir yüz gördüm, bana doğru gülümseyerek yürüyen. güne başlamanın en güzel yanıydı, sanki. ve oldukça düşük ihtimalli. fark ettikten sonra , aynı doğrultuda zıt yönlerde birbirine yaklaşırken o cüceden sabırsızlık duygusu, sarılınca beliren huzurun altında ufak çabuk dağılıveriyor un kurabiyesi gibi. sanki büyük, serin, sakin, reçine kokan güzel bir ağacın gövdesine sarılarak tüm "iyi" renkteki şeyleri içine akıtıp, o reçineyi daha tatlı bir hale getirmek ister gibi, duruyorum. yaprakların rengi değişiyor. derinden gelen sesimi duyurabilmek bir yana, canım öyle istediği için elimden geldiğince ışıl ışıl bakıyorum. elimdeki fodul kitabın arkasına saklanıp fıtfıt'larımı da serbest bırakıyorum biraz."seni görmek güzel."

"onu görmek güzel. o kadar yangının içinde, yüzüne serin su çarpıp da rahatlamak gibi."

görmek istediklerim,onları düşündüğüm vakit yanımda belirse ve benimle olsa.ama,fazlaca tanıdık olmayanlar ve tanımak istemediklerim eleğin üstünde kalsa, giremese içeri artık? gözlerim  ve gönlüm yoruluyor,başka bir şey değil.

Posted at 3:13 pm by elphinya
içinde kalmasın  




Wednesday, October 14, 2009
uğultu içinden, tek, taze.

he deals the cards as a meditation
and those he plays never suspect
he doesn't play for the money he wins
he doesn't play for respect
he deals the cards to find the answer
the sacred geometry of chance
the hidden law of a probable outcome
the numbers lead a dance

i know that the spades are swords of a soldier
i know that the clubs are weapons of war
i know that diamonds mean money for this art
but that's not the shape of my heart

he may play the jack of diamonds
he may lay the queen of spades
he may conceal a king in his hand
while the memory of it fades

i know that the spades are swords of a soldier
i know that the clubs are weapons of war
i know that diamonds mean money for this art
but that's not the shape of my heart

and if i told you that i loved you
you'd maybe think there's something wrong
i'm not a man of too many faces
the mask i wear is one
those who speak know nothing
and find out to their cost
like those who curse their luck in too many places
and those who fear are lost

i know that the spades are swords of a soldier
i know that the clubs are weapons of war
i know that diamonds mean money for this art
but that's not the shape of my heart

üzgünüm. buraya koymak zorundaydım. bir yerden sonra ,daha fazla tuğlası kalmıyor insanın duvar örecek. neden? çokgen kafesler inşa etmekten.

Posted at 11:33 pm by elphinya
içinde kalmasın  




Previous Page Next Page

elphinya
October 5th 1989  (Age 20)
Female
Ankara







<< November 2009 >>
Sun Mon Tue Wed Thu Fri Sat
01 02 03 04 05 06 07
08 09 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30








If you want to be updated on this weblog Enter your email here:




rss feed