elphinyaOctober 5th 1989 (Age 22) Female Ankara
|
 |
Saturday, June 05, 2010
bak şimdi. çok hızlı geçicem. takip etmeye çalış tamam mı. edemezsen bir yerde kalırsan da kal ne yapalım. soramam sana yasemin hoca gibi "nerde kayboldunuz hocam sizi nerde kaybettik" diye. yetişen yetişti, kalan da takıldığı yerde kayboldu. o kadar hızlı yürüyorum ki, geriden bağırınca hava yeterince titreşemiyor kulağıma kadar, duyamıyorum sesini. bu ara yavaş yürümeyi deniyorum. çünkü baktım ki hızlı yürüyünce de bir şey olmayacak. hızlı yürüyünce de zaman geçiyor, yavaş yürüyünce de. adımlarımı yavaşlatarak nefesimi tutmayı deniyorum. bugün bi şöyle boynumu eğdim aşağılara baktım. sonra iyice dik durdum dikleştim, saygılar selçuk, göğsümü karnımı kasıklarımı bacaklarımı dizlerimi geçtim ayaklarıma vardım. vay dedim sonra durdum. ne uzun yol gittik, ne uzunmuşum ne kocamanmışım aslında dedim. 20 yaşındayım, ama düşüncelerim küçücük, düşüncelerim parçalı ve küçük. "nasılsın" diye sorunca beni bir hal alıyor, cevabın derinliğini ayarlayamıyorum. sorulara doğru cevap da veremiyorum. de bak bi. bi nasılsın diye sorsana. ilkokul repliği. nasılsın. kıçım düz. nasılsın? saçlarım uzadı ya. nasılsın? pasta meyveliymiş. ben yerim onu bana ver. nasılsın. 20.16! nasılsın? 72körv? sensin 72körv! nasılsın. güneş portakal gibi.bak bak tam parmak ucumdan bak. sıksak sıcak portakal suyu olur. tiksindim. biri çabuk yağmur yağdırsın. benim bir sürü cevabım olduğu için, kimseye sormuyorum nasılsın diye.evet, aslında ben totalde bir gerizekalıyım ve uyumak ve çay içmek istiyorum bi an önce. dokusu hafiften kaşındıran yeşil ekoseli koltuklarımızda, güneş ışığı vursun terleyerek uyanalım ve, 5 çayında çay içelim oturma odasında.annem, birlikte ağlayacağımıza söz verdi bugün çünkü ben dönünce. 3 times and you lose çalsın arkada. ben de hep akşam sekiz bursasının durgunluğunda yürüyüşe çıkayım. yazlar artık daha mı tatsızlaşıyor büyüdükçe? hayal kurmak zorlaşıyor. çünkü gerçek iplerle ayak bileklerim toprakta, güven arıyor kendine. ne saçma, ne saçma. her şeyin olma ihtimali olduğu bir dünyaydı ya , benimki , şimdilerde birileri arkamdan zorla itiyor sanki, ıııh, hadii, yaşaa, nefes aaal, diyor. ne hatrı var bilmiyorum, ama camdan aşağı atlamıyorum. atlamıyorum bir türlü.
Posted at 8:06 pm by elphinya
Permalink
Sunday, May 30, 2010
bana ne oluyor bilmiyorum ama, bazen her şeyi öldüresim ve bozasım geliyor. ne saçma şu kurulu düzen, ve insanların konuşmaları, hissetmeleri ve aşık olmaları çok saçma.
ah, bir parçan benim olabilseydi sadece. ama büyük ihtimalle seni hayatımın sonuna dek bir daha göremeyeceğim. üstüme sindi huzurun. toplasan hayatımda iki paragraf bile konuşmamışken seninle. bir parçanı versen, ah, ve ben de biraz yaşadığımı hissedip tüm bu saçmalığın bir parçası olsam seve seve. neden var ki umudum peki? sesini unutacağım yakında. unutmasam keşke. unutmama gibi bir şansım olur mu sence? bir parçanı ver sadece. umut ediyorum hep, perdenin arkasından, gün içinde. saksı çiçeklerinin toprakları suyunu çekiyor.
windows, doors, walls and carpets, chairs, tables and flowers, bread, wine, butter and jam, fries, meat, beans and all spices. i've lost the taste of these things for two weeks now. i'm just waiting for a cup of dirty snow. airports, railroad stations, highways, streets and foggy lines. traffic, lights, cars and planes, boats, bicycles and walkers. now i'm wondering, blind, in the city. i'm surrounded by towers, made of dirty snow. faces, ears and bellies, backsides, legs, fingers and feet. sweat, tears, dripping bodies, parties, someone is fucked up. now i'm quiet in this snow, snowy country. i'm hanging on until i am old, just older than now.
kemandan ve hiçbir yaylı çalgıdan bahsetmesek artık, ben de yorulmasam. kavga etmek istiyorum biraz, biraz öfke, biraz tuz.
Posted at 11:54 pm by elphinya
Permalink
Thursday, May 27, 2010
garip bir gece olacak bu.
konuşmadığım gibi yazamadım da, çünkü yanlış bir tuş onayıyla yazdığım her şey silindi. olması gerektiği gibi.
Posted at 12:42 am by elphinya
Permalink
Saturday, May 22, 2010
sakat düşünceli insanlar ve koltuk değnekleri
"çayı mı daha çok seviyorum acaba, yoksa kahveyi mi?" diye sordum kendime. çünkü yapacak işim yoktu hiç. bir avuç salak olarak amfide oturuyorduk ve, yanıbaşımda iki yudum can çekişen kahveye bakarak sorguluyordum bunu.
şimdi mesela adaya düşürseler beni, hani düşerim tamam, deseler ki iki tane bişey verdik sana, yanına ömür boyu yetecek kadar çay mı istersin kahve mi? deseler, ne derim acaba.
bazen de durup yaprak hışırtısı dinliyoeum. çünkü yapacak işim yok hiç.
sallandırsan beni boynumdan. nelere kalmış isteğim, nerelere dökülmüş kırıntılar.
üç kelime bile bir araya gelmiyor artık. hepsi de sizin cüce fikirsizlikleriniz ama gereksiz gevezelikleriniz yüzünden.
Posted at 12:54 am by elphinya
Permalink
Thursday, May 06, 2010
canım benim, benim canım.
güzel hıdır babam,
küçüklüğümüzden beri ateşlerin üstünden atladık hep saçlarımız yanacak korkusuyla. gül dallarına dilekler astık, toprağın altına gömdük kargacık burgacık yazılarımızı.
benim bu geceden dileğimdir, büyükannemin toparlanması ve güç bulması daha iyice. düşüncelerime tahammül edemiyorum , o yüzden beni uyutmanı istiyorum gün ağarıncaya dek, çiylerin arasından sabahın narin serinliğinde topla hepimizin aklındakini ve yüreğindekini.
düşüncelerime tahammül edemiyorum. dileğim şifana bulansın,ve onun şifası olsun.
Posted at 12:48 am by elphinya
Permalink
Tuesday, May 04, 2010
ne biçim bir hayat şekliyse bu, bir hafta sonraki akşamın ertesi sabahında duş almayı planlatacak şekilde bir ucubeye dönüştürüyor insanı. ben çok rahatsızım. düşünmeden, bir şeyleri sindirmeden sürekli yoğrulmak, çarşambanın aniden cuma, perşembenin aniden pazartesi olması. gece ve gündüz diye ayırırdık eskiden, şimdi o da kalmadı.
cumaya az kaldı ama. kimse gelmeyecek, salon yine boş olacak, ama ben ilk defa, kendi kendime kurduğum bir masalın içinde , kendi kendimi eğlendirerek dans edeceğim. o zaman belki daha çok kalabilirim su yüzünde. belki de ciğerlerim büyür.
bir sene olmuş. bak yine geldi şenlik. ne ara o kadar gün yattık kalktık, ne zaman kış oldu bahar oldu...tamam, sus, çok düşünme, öyle anlaşmıştık. ama özlüyor insan. iki şarap şişesini uç başa koyup çimenlerde aylaklık ettiklerini özlüyor. birlikte tepindiklerini. yasin'i bile. bunlar geldi sabah sabah same song&dance'i dinlerken aklıma. evet sabah sabah eminem dinledim bi kere. evet, eminem dinleme kısmını geçtim de, sabah sabah dinleme olayı daha anlamsız. ama öyle gelince içimden, anlamsız olan o kadar çok şey var ki.
böyle de güzel mi acaba? düşünmem lazım ama bunu (tamam, çok derine dalmadan.) bir çıkıyorum taa diplerden, "özlüyorum!" diye bağırıyorum ciğerlerim yanarken, sonra yeniden tuz kokusunda, batıyorum.
ada, çok uzakta.
Posted at 8:54 am by elphinya
Permalink
|